Milletçe niye İngilizce öğrenemiyoruz sebebi belli oldu: Ah şu tiyatrocular!
Her yıl iki milyondan fazla gönüllü test katılımcısının çevrimiçi (online) ücretsiz olarak katıldığı İngilizce Becerileri Testi sonucunda oluşturulan 2024 İngilizce Yetkinlik Endeksinde (EPI: English Proficiency Index) Türkiye, 5 kademeli derecelendirmede (Çok yüksek, yüksek, orta, düşük, çok düşük) 116 ülke arasında 65. sırada düşük düzeydeki ülkeler seviyesinde yer aldı.
Dünya İngilizce Yetkinlik Endeksi
Kaynak: www.ef.com/epi
Avrupa ülkeleri arasında ise 35 ülke arasında 34. sırada yer almaktayız.
Avrupa İngilizce Yeterlilik Sıralaması
Kaynak: www.ef.com/epi
Bu arada teste katılan kişilerin yaş ortalamasının 26 olduğunu yani ekonomik teste katılanların hayatın içindeki yetişkinler olduğunu belirtmiş olalım.
Peki, günümüzde ilkokul 2. sınıftan itibaren her yıl zorunlu dersler arasında yabancı dil (özellikle İngilizce) yer almasına rağmen neden İngilizceyi yeterli düzeyde öğrenemiyoruz (Bizim kuşakta ise ortaokulla birlikte Mr. ve Mrs. Brown ile İngilizceye başlardık).
Her yıl sürekli “tensler (zamanlar)” ile başlayan İngilizce eğitimi, yabancı dilde eğitim yapan üniversitelerde hazırlık sınıfı ile sil baştan yeniden başlatılıyor.
“Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur”
Mevzu tam da yukarıdaki atasözümüzde olduğu gibidir aslında.
Başlıktaki sorunun cevabına dönecek olursak hızlıca bazı nedenleri sayabiliriz:
“Dil eğitimi sisteminin yetersizliği, dil eğitimini günlük hayatta uygulama kısıtlılığı, öğretmen kalitesi, Türkçemizin içinde bulunduğu dil ailesinin İngilizceye olan uzaklığı…vs.”
Yakın zamanda yapılan bir araştırma neticesinde uluslararası perspektiften bir cevap daha geldi.
İşte biz de yazımızda bundan bahsedeceğiz.
Çok yeni bir araştırma
Frauke Baumeister, Eric A. Hanushek, ve Ludger Woessmann’ın geçtiğimiz Temmuz ayında NBER Working Paper (ABD Ulusal Ekonomik Araştırma Bürosu, Çalışma Kağıdı) olarak yayınlanan araştırmalarında, başlıktaki soruya farklı ama etkili bir açıdan cevap verdiler.
Dil öğrenimi üzerine yapılan önceki çalışmalar okullara odaklanırken onlar, “Okul Dışı Öğrenme: Altyazı ve Dublaj Karşılaştırması ve Yabancı Dil Becerilerinin Kazanılması” (Out-of-School Learning: Subtitling vs. Dubbing and the Acquisition of Foreign-Language Skills) başlıklı araştırmalarıyla okul dışı öğrenmenin ezici etkisini ortaya koymuş durumdalar.
Araştırma sonucunda, TV’de altyazılı film ve dizi yayınlarının olduğu Avrupa ülkelerinde altyazının İngilizce dil becerileri üzerinde standart sapmanın üzerinde olumlu etkisi olduğunu tespit etmişler.
Dil öğrenimini sadece okula yıkıp tüm başarıyı buradan beklemenin yanlış bir durum olduğunu iddia eden yazarlar, okul dışı ortamda film ve dizilerin orijinal dilinde ve altyazılı olarak yayınlanmasının dil öğrenme üzerinde daha fazla faydası olduğunu ortaya koymuş durumdalar.
Alt yazılı yayının özellikle de dinleme ve konuşma üzerindeki etkisinin daha fazla olduğu araştırmanın ortaya çıkardığı sonuçlar arasında yer alıyor.
Araştırmada ülkeler geleneksel olarak alt yazı ile TV yayını yapanlar (İskandinav ülkeleri ve Hollanda) ile dublajla yayın yapan ülkeler (Fransa, Almanya, İtalya ve İspanya) olarak ikiye ayrılmış durumda.
Avrupa Ülkelerinde TV Çeviri Özelliği Haritası
|
|
Alt Yazı |
|
Dublaj (seslendirme) |
Kaynak: Out-of-School Learning: Subtitling vs. Dubbing and the Acquisition of Foreign-Language Skills
Politik etmenler bir tarafa bırakıldığında büyük coğrafya ve büyük nüfusa sahip ülkelerin dublajı tercih ettikleri nispeten küçük ülkelerin ise alt yazı ile yayını tercih ettikleri görülüyor.
Yani alt yazı tercihinin sebebinin duygusal (!) olduğunu tespit ediyoruz.
Zira dublaj ile yayına verilen bir film ya da dizi, alt yazılı olan göre ortalama 20 kat daha pahalıya mal oluyor.[1]
Öte yandan okuma yazma oranının yüksekliği ya da düşüklüğü de alt yazı seçeneğinin tercih edilmesine önemli bir etken durumunda.
1920’lerden itibaren sesli film alanındaki gelişmeler ve o dönemlerdeki okuma yazma oranı da ülkelerin tercihinde etkili olmuştur.
Araştırma sonucunda İngilizce Yetkinlik Endeksinde, TOEFL’da (Test of English as a Foreign Language) ve AES’te (Adult Education Survey) zirvede yer alan Hollanda, İsveç, Danimarka, Norveç ve Finlandiya’da altyazı ile yayın yapıldığı görülüyor.
En düşük performans gösteren Arnavutluk, Ukrayna, Rusya, Moldova ve Beyaz Rusya ile biraz daha yüksek başarı elde İtalya, Fransa ve İspanya'da ise dublajın tercih edildiği tespit edilmiş.
Türkiye’deki durum
Bizdeki başarı durumunu yazımızın başında belirtmiştik.
Geçmişin meşhur Anadolu Liselerinden mezun olanların, kişisel çaba sarf edenlerin ya da küçük yaşlarda yurtdışında yaşama şansı bulanların elde ettiği İngilizce yetkinliğinin genel içinde sınırlı bir örnek teşkil ettiğini söyleyebiliriz.
Ancak 2-3 nesilde alt yazı katkısının ortaya çıktığını ifade eden araştırmacılardan hareket ettiğimizde, günümüzün dijital (sayısal) dünyasında bunun daha hızlı olabileceğini tahmin edebiliriz.
Yaygınlaşan internet kullanımı, e-oyunlar, internet tabanlı film ve dizi yayın platformları, YouTube ve diğerleri İngilizce yetkinliğinin kazanılmasında hızlandırıcı bir etkiye sahip.
Dolayısıyla da okul dışı faktörler sayesinden sadece okunan ve yazılan değil, konuşulan ve dinlenen bir İngilizceye sahip olmak artık daha kolay.
Bizdeki sorunun gerçek nedeni: Ah şu tiyatro sanatçıları!
Dünyanın en melodik ve kulağa hoş gelen dillerinden birine sahibiz: Türkçe
Hem dilimizin bu kadar güzel bir müzikalitesinin olması hem de onu o kadar güzel kullanan tiyatro sanatçılarımızın, bir Tanrı vergisi olarak var olması, ülkemizdeki dublajın dünyanın pek çok ülkesinden daha ileride olmasına neden olmuştur.
Hatta bazı yabancı aktör ve aktrisleri Türkçe seslendiren sanatçılarımız onlara adeta yeni bir kişilik kazandırmişlardır.
Hangimiz hatırlamayız ki; Mavi Ay’da Bruce Willis’i seslendiren Alev Sezer’i, Cybill Shepherd’ı seslendiren Tülay Bursa’yı, Rocky ve Rambo fimlerinin efsanesi Sylvester Stallone’yi seslendiren Sezai Aydın’ı, komedi dizisi ALF’teki Müşfik Kenter’i, Brad Pitt, Tom Hanks, Mel Gibson, Tom Cruise ve John Travolta’y seslendiren Sungun Babacan’ı, Jim Carrey, Michael J. Fox, çizgi film karakteri Sylvester ve Buz Devri animasyon karakteri Sid’i seslendiren Yekta Kopan’ı, Anthony Hopkins’i, Sean Connery’i, 'Morgan Freeman’ı ve Jack Nicholson’u seslendiren Macit Koper’i, Dallas dizisinin JR’ını seslendiren Oytun Şanal’ı, Aykut Sözeri’yi, Agah Hün’ü, Payidar Tüfeçioğlu’nu, Ali Poyrazoğlu’nu, Saadettin Erbil’i, Nur Subaşı’nı, Çetin Tekindor’u, Rüstü Asyalı’yı …
Whoopi Goldberg, Bette Midler, Jacqueline Bisset, Glenn Close, Helen Mirren gibi sanatçıları seslendiren Bedia Ener’i, Oya Küçümen’i, Aliye Uzunatağan’ı, Arsen Gürzap’ı, Alev Gürzap’ı, Elçin Şanal’ı, Derya Baykal’ı, Parla Şenol’u, Şenay Gürler’i…..
Ve adlarını yazıma sığdıramayacağım için kendilerinden peşinen özürlerimi sunduğum, yaşayanlara sağlık ve esenlik, vefat edenlere Allah’tan rahmet dilediğim ülkemizin yetiştirdiği büyük yetenekler ve değerler var.
Onlar öyle güzel seslendirmeler yaptılar ki biz ekranda ya da sinema perdesindeki oyuncuyu adeta Türkçe konuşan bir kişi olarak gördük.
Hatta kendi dillerinden onları dinlemek bize çok yavan, tatsız tuzsuz bile geldi.
Yani memleketin İngilizce öğrenememesini film ve dizilerin dublajlı olmasına bağlarsak eğer, bunun altında politik, ekonomik ve okuma yazma oranı gibi nedenlerin yanı sıra mükemmel seslendirmelerin olduğunu da itiraf etmek zorundayız.
Gazi Üniversitesi Tiyatro Kulübünde öncümüz olan ustalar
Üniversiteyi Ankara’da okumamın, ikinci kez sınava girdiğimde Bursa Uludağ Üniversitesi İİBF’yi kazansam da ikinci yılımda yatay geçiş ile Gazi Üniversitesi İİBF’yi tercih etmemin en önemli nedeni bendeki tiyatro tutkusu idi.
1986-1991 arasında Gazi Üniversitesi Tiyatro Kulübünde yönetmen olarak genç üniversitelilere hocalık ve abilik yapan, yaşam yolcuğumuzda rehberlik eden tiyatro sanatçıları Dinçer Sümer, İsmet Hürmüzlü, Levent Niş, Zafer Kayaaokay ve Sinan Pekinton ile Devlet Opera ve Balesinden Murat Göksu’yu saygıyla anıyorum.
Kaybettiğimiz Dinçer Sümer, İsmet Hürmüzlü ve Levent Niş’e Allah’tan rahmet diliyorum. Mekanları cennet olsun.
Zafer Kayaaokay, Sinan Pekinton ve Murat Göksu hocalarıma da bu yazı vesilesiyle sağlık ve esenlik dolu yıllar diliyorum.
Ustalar adına onlara şükranlarımızı sunuyorum.
[1] Modot, Alain, Thierry Baujard, Silvia Angrisani, et al. (2007). Study on Dubbing and Subtitling Needs and Practices in the European Audiovisual Industry. Study initiated by the European Commission. Paris: Media Consulting Group.
(11 Ağustos 2025 tarihinde vergialgi.com internet sitesinde yayınlanmıştır.)
Yorumlar
Yorum Gönder