“Kurumlar v.2” yirmi yılı geride bıraktı

Türkiye ekonomisi ve kamu maliyesi, tüzel kişi kazançlarının vergilendirilmesini amaçlayan kurumlar vergisi ile ilk kez 1 Ocak 1950’de yürürlüğe giren 3.6.1949 tarih ve 5422 sayılı Kanunla tanıştı.

55 yıl yürürlükte kalan 5422 sayılı Kanun, 1 Ocak 2006 kazançlarından başlamak üzere yürürlüğe giren 13.6.2006 tarih ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununa yerine bıraktı.

Bu anlamda kurumlar vergisi, ikinci versiyonu (Kurumlar v.2) ile birlikte 76 yıldır ekonomi dünyamızda yer alıyor.

Kurumlar v.2 ise, 2026 itibariyle 20 yılı geride bırakmış durumda.

Bu analizimizde 20 yıllık uygulamanın artılarını, eksilerini ve atılabilecek yeni adımları, 360 derecelik bir açıyla değerlendirmeye çalışacağız.

“Kurumlar v.2” hangi amaçları hedefledi?

Kanun tasarısının genel gerekçesinde yeni KVK’nın, içinde bulunulan yeni dönemin gerçeklerine ve ülkemizin uzun dönemli stratejik hedeflerinin gereklerine sırt çevirmeyen; tüm bu hususları sağlam iktisadi, mali ve hukuki perspektifler içinde harmanlayıp uyumlulaştıran ve aynı zamanda,

·       Büyümeyi destekleyen,

·       Mükelleflerin gönüllü uyumunu gözeten,

·       Vergi güvenliğini güçlendiren,

·       Geniş tabanlı,

·       Düşük oranlı,

·       Yaşanabilir bir vergi ortamı sağlayan

yenilikçi bir anlayışla hazırlandığı ifade edilmişti.

Yeni hazırlanan Kurumlar Vergisi Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ve Vergi Usul Kanunu yazım çalışmaları ile birlikte başlatılmış ve bir strateji çerçevesinde yürütülen reformların ayrılmaz parçası olarak kamuoyuna sunulmuştu.

Ancak aradan geçen 20 yıllık sürede bu stratejinin ne Gelir Vergisi Kanunu ve ne de Vergi Usul Kanunu ayakları hayata geçirebildi.

Kurumlar v.2 neler getirmişti?

Vergi oranı %30’da %20’ye indirildi. Böylece yıl içinde tahsil edilen geçici vergi oranı da %20’ye indirilmiş oldu.

Kurumlar vergisi oranında yapılan indirim sonucu, kurumlardan kâr payı elde eden ortakların nihai vergi yükü %65’ten %34’e indi.

Madde sayısı azaltılarak Kanun, geçici ve uygulanmayan hükümlerden arındırılarak 83 maddeden 39 maddeye indirildi.

Küreselleşme nedeniyle önemi artan yabancı sermaye konusunun hukuki altyapılarının güçlendirilmesine yönelik olarak dar mükellef, transfer fiyatlandırması, kontrol edilen yabancı şirket ve vergi limanları (cennetleri) konularında yeni düzenlemelere kanunda yer verildi.

Dil sadeleştirildi, Kanunun bütününde ifade birliği sağlanmaya çalışıldı.

Yurtdışı inşaat onarım işlerinin yapılabilmesi için ilgili ülke mevzuatı gereğince zorunlu olarak kurulan iştiraklerin kazançları istisna kapsamına alındı.

Birden fazla takvim yılına yaygın inşaat ve onarım işleri ile uğraşan kurumlara bu işleri ile ilgili olarak yapılan hakediş ödemeleri üzerinden %5 yerine %3 tevkifat yapılması uygulaması getirildi

Devralınan veya bölünen kurum zararlarının indirilebilmesine ilişkin değişiklik yapıldı.

Zararlı vergi rekabeti yaratan ülkelerle yapılan işlemlerin vergilendirilmesi sağlandı. Bu çerçevede Bakanlar Kurulunca ilan edilen ve “Vergi Cenneti” olarak bilinen ülkelere ve bölgelere nakden ve hesaben tahakkuk ettirilen her türlü ödemeler üzerinden %30 oranında stopaj yapılması kuralı getirildi. Pratik hayatta sayıları azalsa da 20 yılın sonunda hâlâ vergi cenneti ülkeler ilan edilmemiş durumdadır.

Geride kalan 20 yılın muhasebesi

Madde sayısı arttı: KVK’da her yıl 2,4 kez değişiklik yapıldı

20 yılda kurumlar vergisi herkesin dilediğini ektiği bir tarlaya döndü, diyebiliriz.

Şöyle ki; Kanun ilk yayımlandığında 1 geçici ve 1 yürürlük maddesi ile toplam 39 madde olarak yürürlüğe girmişken, Mart 2026 itibariyle 18’i geçici madde olmak üzere toplam 56 maddeye ulaşılmış durumdadır.

Yeni kanunlarla yasa metninde 47, Kanun Hükmünde Kararname ile 1 kez değişiklik yapıldı. Bu da yılda ortalama 2,4 kez kurumlar vergisinde değişiklik yapıldığı anlamına gelmektedir.

Yeni yasanın en iyi taraflarından biri uygulamayı yönlendirmek için tek bir Genel Tebliğ çıkarılması ve yeni yapılacak değişikliklerin ve eklemelerinde ilk metin üzerinde yapılmaya başlanması olmuştur.

Bu amaçla 3 Nisan 2007 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği, vergi uygulamasında yeni bir çığır açmıştır.

Geride kalan 24 yılda Genel Tebliğde değişiklik yapan 24 yeni Genel Tebliğ yayınlanmıştır. Değişiklikler sonucunda orijinal hali 203 sayfa olan Genel Tebliğ, 20 yılda %37 oranında genişleyerek 278 sayfaya ulaşmıştır.

Tüm kurumlar 2006 hesap dönemiyle e-beyannameye geçtiler

2006 yılı kurum kazançlarından başlamak üzere tüm kurumlar vergisi mükellefleri beyannamelerini elektronik ortamda gönderebilme imkânına kavuştu. Bu yenilik mükellefler açısından büyük bir kolaylık sağladı. Ancak yıllar itibariyle elektronik beyanname gittikçe büyüyen, pek çok verinin elle doldurulması gereken devasa bir yapıya dönüştü. Örneğin elektronik olarak verilen 2024 yılı kurumlar vergisi beyannamesindeki satır sayısı 144’e ulaşmış durumdadır.

Uyum maliyeti artmıştır

Muhasebe kayıtlarının tutulması, kurum kazancının tespiti, ardından kurumlar vergisi beyannamesi üzerinde kanunen kabul edilmeyen giderlerin belirlenmesi, indirimlerin ve istisnaların hesaplanması prosedürü gerek iş yükü ve gerekse zaman yönünden sürekli artış göstermiştir.

Kolaylaştırma ve sadeleştirme amacıyla yola çıkan kurumlar vergisi 20 yılın sonunda katma değer vergisinde yaşanan karmaşaya benzer bir duruma geldi. Şirketlerin vergi ve muhasebe departmanlarının, serbest muhasebeci ve mali müşavirlik ve yeminli mali müşavirlik bürolarının iş yükü olağanüstü düzeyde artmıştır.

Esas itibariyle içinde bulunduğumuz dijitalleşme çağında artan tanımlama, ayrıştırma, hesaplama ve bildirim prosesindeki artan iş yükünü rasyonel bir şekilde izah etmek gerçekten mümkün olamamaktadır.

Artan iş yükü işletme dışı mali müşavirlik birimlerinde ücretlerin yeniden belirlenmesine yol açmamış iş artarken alınan ücret 1990 yılların iş hacmine göre belirlenen asgari ücret tarifesinin beklenen enflasyon oranı civarında artırılması şeklinde gerçekleşmiştir.

Bir anlamda yaşanan bu süreç meslek mensuplarınca, Anayasamızın 18. maddesinde açıkça yasaklanan angaryanın muhasebe ve vergi süreçlerinde uygulandığı şeklinde eleştirilere neden olmuştur.

Tek şirket, 10 mali müşavir, 10 farklı vergi matrahı

ABD’de yayınlanan MONEY Magazine dergisince 1990’larda sayıları 30 ila 50 arasındaki muhasebeci grubuna her yıl farazi bir ailenin finansal kayıtlarını göndererek “Bu ailenin ne kadar vergi ödemesi gerektiğini” sorulmuştu.

Sonuçta; 2 muhasebecinin dahi aynı rakama ulaşamadığı görülmüş ve en düşük hesaplama ile en yüksek hesaplama arasındaki fark %83 çıktığı tespit edilmişti.

Bugün bizde benzer bir çalışmayı “Türkiye’de kurumlar vergisi beyanı” için yapacak olsak on mali müşavirin on farklı vergi matrahına ulaştığını göreceğimize inanıyorum. Bu durum hem belirsizliğe işaret ettiği gibi hem de vergi incelemesi anlamında şirketlerin ciddi bir riskin üzerinde olduğu sonucunu ortaya koymaktadır.

Kısaca yeni Kanun, sadeleştirme ve basitleştirme amacına rağmen kurumlar vergisi oldukça karmaşık, emek yoğun bir hale bürünmüştür.

Hem zihinsel hem de fiziki emek isteyen karmaşık çalışmalar doğal olarak vergi hesaplamalarını da birbirinden farklı hale getirdi.

Her bir faaliyet türünün, her bir yatırımın kazancını ayrı ayrı tespit edebilmek gibi gerçek tutarı fiiliyatta bulmanın neredeyse imkansız olduğu bir yapı, geçici vergi ve kurumlar vergisi dönemlerinde vergi mükelleflerinin ve onların mali müşavirlerinin önüne çok bilinmeyenli bir denklem gibi çıkmaktadır.

“Yedi oranlı” kurumlar vergisi

Yasanın ilk halinde kurumlar vergisi oranı tüm kurumlar için %20 olarak belirlendiğinde Türkiye, iç ve dış yatırımcılar dünya genelinde oldukça rekabetçi bir pozisyona ulaşmıştı. Nitekim o dönemde artan yurt içi yatırımlarda ve doğrudan sermaye girişindeki rekorlarda oran indiriminin önemli bir etkisi oldu.

Yatırım indirimi kaldırılarak “bazı mükelleflere değil herkese düşük oran” ilkesi belirlenerek vergi adaleti açısından yapıcı bir yol tercih edildi.

Vergi oranlarının nötr hale gelmesini sağlayan “herkese düşük oran” ilkesi vergi barışını sağlayan, kayıt dışılığı azaltan, vergide “sürümden kazanmaya” neden olan bir durumdu.

Ancak bu olumlu adım zamanla terk edilerek neredeyse her yıl için ayrı bir kurumlar vergisi oranı uygulamasına geçildi. Bu durum girişimciler açısından gelecek noktasında belirsizlik katsayısının artması anlamına gelmekteydi.

Bugün itibariyle banka ve diğer finansal kuruluşlar için %30 diğer şirketler için %25 şeklinde iki temel kurumlar vergisi oranı var gibi gözükse de beş farklı kurumlar vergisi oranı daha söz konusudur.

Bu bağlamda;

1. Birleşen ve birleşilen küçük ve orta büyüklükteki işletme (KOBİ)’lerin üretim faaliyetinden elde ettiği kazançlara,

2. Payları halka arz edilen kurumların kurum kazançlarına,

3. İhracat yapan kurumların ihracattan elde ettikleri kazançlarına,

4. Üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların üretim faaliyetinden elde ettikleri kazançlarına,

5. Yatırım teşvik belgesi kapsamındaki yatırımlarından elde ettikleri kazançlarına/diğer kazançlarına,

indirimli kurumlar vergisi oranları uygulanmaktadır.

Farklı oran uygulaması bir teşvik uygulaması fonksiyonu görse de “çok kazanan şirketlerden az, kazanan şirketlerden daha yüksek” oranlarda kurumlar vergisi alınıyor olması vergi adaleti açısından çok büyük haksızlıklara yol açmaktadır. Özellikle de bu indirimli orandan yararlanan şirketlerin tedarikçisi durumunda olan şirketler açısından da adil olmayan bir duruma neden olmaktadır.

Örneğin 500 büyük firma arasında yer alan ve milyarlarca kârı olan bir şirket %0,5 oranında kurumlar vergisi öderken 2 ortaklı sıradan bir Anadolu şirketi birkaç milyon TL tutarındaki kazancından %25 oranında vergi öder duruma gelmiştir.

Tablo: 2025 Hesap Dönemi Kazançlarına Uygulanacak Kurumlar Vergisi Oranları

 

İndirim ve istisnalar kurumlar vergisi matrahını aşındırdı

Artan muafiyetler, indirimler, istisnalar ve indirimli kurumlar vergisi uygulamaları kurumlar vergisi matrahını aşınmasına yol açtı. Basitçe, fiilen katlanılan vergi yükü olarak ifade edebileceğimiz “efektif ortalama vergi oranı” düştüğü gibi şirket özelinde incelendiğinde “efektif marjinal vergi oranı” neredeyse sıfıra yakın vergi oranlarına rastlanır oldu.

Efektif marjinal vergi oranı OECD ortalaması %15,5 iken Türkiye’de bu oran %9,56’dır.

Türkiye’nin 500 büyük şirketinde 2023 yılında efektif kurumlar vergisi oranı %9,1 olarak gerçekleşmiştir. Ülkemiz bu oranla OECD üyeleri arasında Lihtenştayn, Malta, Polonya, Portekiz ve Kıbrıs Rum Kesimi ile birlikte en düşük efektif marjinal kurumlar vergisi oranına sahip ülkeler arasında yer almaktadır.

Esas itibariyle bu durum vergi yükü/vergi adaleti açısından adil olmayan bir şirketler vergilemesi düzenini ortaya koymaktadır. Küçük ve orta ölçeklilerin daha az kazanmasına karşın diğer ölçekteki şirketlere göre daha fazla vergi yüküne katlandıkları anlamına gelmektedir.

 

Yasal (nominal) vergi oranı

Kanun metninde yazılı olan vergi oranı

Efektif vergi oranı

Bireylerin ya da şirketlerin fiilen katlandığı vergi oranıdır.

Marjinal vergi oranı

Hesap dönemi sonunda kazanılan ekstra 1 lira için ödenen vergi oranıdır

Marjinal oran gelirin en üst kısmı için katlanılan vergi oranı iken efektif oran tüm gelir üzerinden katlanılan vergi yükü oranıdır.

 

 

 

 

 Tablo- Zamanda Yolculuk: Kurumlar Vergisi Rekortmenleri (2001-2024)

2001

2024

MERKEZ BANKASI

TÜRK TELEKOM

ZİRAAT BANKASI

DEVLET HAVA MEYDANLARI İŞLETMESİ

İLLER BANKASI

PETROL OFİSİ 

TEKEL

CITIBANK N.A

JP MORGAN CHASE BANK

ERİCSSON

GARANTİ BANKASI

ZİRAAT BANKASI

KUVEYT TÜRK BANKASI

TÜRKİYE ELEKTRİK İLETİM A.Ş.

VAKIFLAR BANKASI

DEVLET HAVA MEYDANLARI İŞLETMESİ

AKBANK

ETİ MADEN

DENİZBANK

QNB BANK

 

Asgari düzeyde bir kurumlar vergisi ödeme zorunluluğu getirildi

Yukarıda belirttiğimiz vergi adaleti açısından oldukça sorunlu olan çok kazananın çok az hatta hiç vergi vermemesi gibi bir durumu ortadan kaldırmak için 2025 yılından itibaren Yurtiçi Asgari Kurumlar Vergisi düzenlemesi getirildi.

Buna göre indirim ve istisnalar düşülmeden önceki kurum kazancının %10’undan az olamayacak şekilde bu şirketlerin en az %10 oranında bir vergi ödemeleri sağlanmış oldu.

1980 yılından beri kurumlar vergisi oranlarında görülen düşüş son yıllarda yaşanan durakladı

Son 45 yılda, kurumlar vergisi oranları küresel ölçekte sürekli olarak düşüş göstermiştir. 1980 yılında, ağırlıksız ortalama dünya çapındaki vergi oranı yüzde 40,18 idi. Bugün, ortalama oran yüzde 23,58’dir (yüzde 41,3’lük bir düşüş) ve küresel asgari vergi hesaba katıldığında yüzde 23,96’dır. (Cristina Enache, Corporate Tax Rates Around the World, 2025, The Tax Foundation, December 17, 2025, Çeviren: Yavuz Akbulak, vergialgi.com)

Vergi oranları düşmesine karşın kurumlar vergisi gelirlerinde ve GSYH’ya oranında düşüş olmamış aksine mutedil bir artış gözlenmiştir.

Tablo: Kurum Gelirleri Üzerinden Alınan Vergilerin Toplam Vergiler İçindeki Payı

 

 2022’de kurumlar vergisi tahsilatının GSYH’ya oran OECD ortalamasında %3,94 iken Türkiye’nin oranı %3 olarak gerçekleşmiştir.

Tablo: KV Gelirlerinin Toplam Vergi Gelirleri İçindeki Payı ve GSYH’ya oranı

 

Kaynak: OECD Corporate Tax Statistics 2025

Ne yapılmalı?

·   Teknik zorunluluk nedeniyle yer alması gerekenler dışında tüm indirim ve istisnalar kaldırılarak kurumlar vergisi oranı %15’e indirilmelidir. Buna paralele olarak yerel asgari kurumlar vergisi düzenlemesi kaldırılmalıdır. Küresel asgari kurumlar vergisi oranı %15 olduğu için yeni belirlenecek oran uluslararası vergilendirme açısından da sorun doğurmayacaktır.

·       Yeni Kurumlar Vergisi Kanununun genel gerekçesinde yer alan büyümeyi destekleme, mükelleflerin gönüllü uyumunu gözetme, vergi güvenliğini güçlendirme, geniş tabanlı, düşük oranlı, yaşanabilir bir vergi ortamını sağlama amaçlarını sağlamak için kurumlar vergisinde yeniden sadeleştirme ve basitleştirme çalışması başlatılmalıdır.

·       Beyanname hazırlama için gereken süre azaltılmalı ve matrahın belirlenmesinde yoruma açık konular mükellef ile kamunun haklarını denge içinde gözeterek giderilmelidir.

·       Beyannamelerin doğru ve zamanında verilmesinde oldukça önemli bir fonksiyon icra eden SMMM ve YMM’lerin asgari ücret tarifeleri hem ekonomide yaşanan fiyat artışları hem de artan iş yükü nedeniyle hayatın gerçekleri dikkate alınarak ve iş tanımları yeniden yapılarak belirlenmelidir

·       Aynı şekilde kurumlar vergisi matrahını hesaplamaya geçilirken finansman giderlerini ayıklayarak bunun %10’luk kısmını tespit etmek, taşıt aracı giderlerinin %30’unu ayrıştırıp bunları kanunen kabul edilmeyen giderlere aktarmak gibi hem zaman alıcı hem de farazi gider kısıtlama yöntemleri kaldırılmalıdır.

( 6 Nisan 2026 tarihinde vergialgi.com internet sitesinde yayınlanmıştır.) 

Yorumlar

Popüler Yayınlar

Vergi göçmenleri “gelirlermi.gov.tr”

Serbest Bölgelerdeki vergi istisnasına getirilen sınırlama