Türkiye’nin Vergi Rekortmeni “Öztürk Ailesi”
Her yıl Nisan ayı içinde bir önceki yıl kazançlarına
göre Türkiye genelinde en fazla gelir vergisi ödeyen gerçek kişiler vergi
rekortmeni ya da son yıllardaki tabiriyle “vergi şampiyonu” olarak
açıklanmakta.
Bu yılın vergi rekortmeni ünlü bir aile değil. Aslında bu yılın rekortmeni
neredeyse 1990’ların başından beri değişmeksizin hep aynı aile: Öztürk
Ailesi.
Öztürk ailesi aslında hayali bir isme sahip olsa da gerçekte milyonlarla ifade
edilen orta halli bir Türk ailesi. 1985’te Katma Değer Vergisi, 1999’da Özel
İletişim Vergisi ve 2002’de de Özel Tüketim Vergisi sayesinde Türk Vergi
Sistemi gelir üzerinden vergi alan bir sistem olmaktan çıkıp harcama üzerinden
vergi alan bir sistem haline dönüştü. İşte o günden beri Öztürk ailesi hep
vergi rekortmeni.
Kişisel düşüncemize göre dolaylı vergilerin egemenliğindeki Türk Vergi
Sisteminde vergi adaleti ciddi bir biçimde sorgulanmalıdır. Bu sistemde artık
“kazanan değil harcayan vergi öder” ilkesi geçerli hale geldiği için bu
rekortmenlik de yapılması zorunlu hale gelen gelir vergisi reformu ile bir an
önce değiştirilmelidir.
İndirim, istisna, muafiyetler ve en önemlisi de kayıt dışı ekonomi nedeniyle
gelir üzerinden alınan vergiler son 30 yılda çok ciddi bir şekilde erozyona
uğradı. 1980’lerin başında %65-70 civarında gelir ve kazanç üzerinden vergi
alınırken günümüzde aynı oranda dolaylı vergi tahsil edilir hale gelindi.
En Zengin ile En Fakir Arasındaki Dolaylı Vergi Yükü Farkı %3,69
Türkiye İstatistik Kurumu’nca en son yayınlanan “2010 yılı Hanehalkı Bütçe
Araştırması” verilerinden hareketle yaptığımız hesaplamaya göre en alt gelir
grubu içinde yer alan bir aile yıllık harcamasının %14,14’ü oranında dolaylı
veri öderken, orta gelir grubundaki bir aile %16,35 oranında en üst gelir
grubundaki bir aile ise %17,83 oranından dolaylı vergi ödemekte.
Gelir üzerinden alınan vergilerde artan oranlılık nedeniyle vergide adalet
sağlanırken, yani klasik deyimle “çok kazanandan çok az kazanandan az” vergi
alınırken harcama üzerinden alınan vergilerde, ailelerin vergili ya da vergisiz
ürün ve hizmetler için yaptığı harcamaların kompozisyonuna göre neredeyse aynı
oranda vergi ödemeleri sözkonusu olmakta.
Nitekim 2010 yılında en zengin aile ile en fakir aile arasında harcama
vergileri arasındaki oran farkı sadece %3,69 (%17,83 - %14,14 =) olarak
gerçekleşti.
Özel Tüketim Vergisi Yoksul Kesimin Üzerinde
Alkollü içecekler, tütün ve tütün mamulleri, akaryakıt ürünleri ve madeni yağ,
doğalgaz, LPG, buzdolabı, çamaşır makinası, fırın, ısıtıcı, klima, televizyon,
ses kayıt cihazları, kamera gibi dayanıklı tüketim malları, bakım ürünleri,
otomobil, motosiklet, mobil telefon cihazları üzerinden üretim aşamasında
ödenen ve fiyat içerisinde tüketiciye yansıtılan ÖTV’de yükün büyük kısmı
yoksul kesimin üzerinde.
ÖTV’ye tabi ürünlerin satın alımında en düşük gelirli kesim toplamda %38,53
oranında vergi öderken en zengin kesim %38,18 oranında vergi ödemekte. Orta
gelir düzeyinde olan bir ailenin vergi yükü oranı ise %36,07.
Türkiye’de Hanehalkının Efektif KDV oranı %9,8
Ülkemizde KDV oranları ürün ve hizmetlerin türüne göre %1, %8 ve %18 olarak
uygulanmakta. TÜİK 2010 Hanehalkı Bütçe Araştırması verilerinden hareketle
yaptığımız hesaplamaya göre ortalama bir Türk ailesinin harcamalarındaki Katma
Değer Vergisi vergi yükü oranı %9,8’dir.
Toplam harcamalarda ilk sırada konut ve kira harcamaları, ikinci sırada gıda ve
alkolsüz içecekler, üçüncü sırada ise ulaştırma giderleri yer almaktadır. Kira
harcamalarının KDV’ne tabi olmaması gıda harcamalarının ise büyük bir
çoğunlukla %8 oranına tabi olması nedeniyle ailelerin efektif KDV yükü %9,8’e
inmektedir.
(Bu yazı, VERGİALGI’da yayımlanan ilk yazımız olup 8.7.2012 tarihinde yayınlanmıştır.)
Yorumlar
Yorum Gönder